27 Şubat 2017 Pazartesi

Recep Barzani





Demir Bilgin

Recep Barzani mi, Barzani Recep mi?

İkisi de aynıdır. İkisi de aşiret reisleridirler. İkisi de, ”Recebistan” ya da ”Barzanistan” Aşiret  Şirketi kurmanın yollarını inşa ediyorlar. Bu yüzden, iki de bir buluşuyorlar. Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep Barzani ya da Barzani Recep, özelde Kürd halkına ve genelde tüm Orta-doḡu halklarına, ölüm, kin ve intikam oluyor.

Recep, binlerce köy koruyucusunu, Kürdlere karşı kullanıyor. Barzani de, kendi köy koruyucularını , Irak / Barzani  Kürd Bölgesel Yönetiminde ve Rojava’da kullanıyor. Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep, 15 yıldır,  TC-Kürdistan’ında binlerce insanı katletti. Evlerini başlarına yıktı ve katliamı devam ediyor. Barzani, görev süresi bitmiş ama reisliḡi bırakmıyor. Barzani Kürd Bölgesinde insanlar aç, memurlar aylardır maaşlarını alamıyor. Ama benzin ve petrolu  sürekli Recep aşiretine gönderiyor.

Recep, 2013’te Cumhurbaşkanlıḡı seçim çalışmalarını Diyarbakır’da, Barzani ve Şivan Perver ile yapıyor. Yine Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep, Kürdistan’da katliam yaptıḡı dönemlerde, ya da seçim dönemlerinde, O’nun imdadına Barzani yetişiyor. 15 Temmuz 1917’de kendi kendine darbe yapan Erdoḡan’a koşuyor ve Sarayda ”geçmiş” olsun diyor. Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep, 16 Nisan’da halife olacaḡım diyor, Barzani de buna layıksın diyor ve destek için 26 Şubat 2017’de Receb’e koşuyor. Birbirlerini öpüp tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep, ben, Türkiye’deki  Kürtleri katlederek, seçilen Belediye Başkanlarını zindanlara atarak, Kürd sorununu ”hallettim” ama Rojava Kürtleri beni korkutuyor! Barzani, Kendime baḡlı 7 bin kadar köy koruyucusu var, onları YPG’ye karşı sürerim, diyor. Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep Barzani mi, Barzani Recep mi?

İkisi de aynıdır. İkisi de aşiret reisleridir!

Recep, sultasını korumak için, yapamayacaḡı cinnet yoktur. Sultası için hem aşiretini hem de eşni satar.

Barzani, sultasını korumak için, yalnız aşiretini deḡil, Kürdistan’ı satar.

Her ikisi de aynıdır. Her ikisi de özelde Kürd halkına, genelde tüm Orta’doḡu haklarına düşman; her ikisi de, sultalarını korumak içn tekleşmişler: Recep Barzani olmuşlar!

Recep Barzani tekleşmesi mi,  budur!


12 Şubat 2017 Pazar

Referandumda "Evet ya da hayır demek fark etmez" diyenler fena halde yanılıyor!




Tarık Ziya Ekinci


Referandumda evet demek, nasıl bir sonuç doğurur?

EVET demek, Türkiye toplumunu tek bir adamın keyfi yönetimine mahkûm etmek demektir.

EVET demek, yasama, yürütme ve yargı erklerini bir bütün olarak muktedirin emrine vermektir.

EVET demek, muktedirin tek başına çıkaracağı başkanlık kararnameleriyle ülkeyi yönetmesine izin vermektir.

EVET demek, 'Reis'in istediği zaman OHAL ilan etmesini ve ülkeyi KHK’lerle yönetmesini kabul etmek demektir.

EVET demekle, tek başına OHAL ilan edebilen muktedirin KHK’lerle, itirazı hakkı olmadan, bütün siyasi partileri kapatmasına ve 'parti devleti' kurmasına olanak tanımak demektir. 


 EVET demek, muktedirin devlet adına yaptığı eylemlerin, icraat ve harcamaların denetlenemez olduğuna olur vermektir.

EVET demek, devletin herhangi bir mala, fabrikaya ya da işyerine el koymasına ve bu kuruluşlara kayyum atayarak yönetmesine olanak tanımaktır.

EVET demek, devletin istediği memuru hiçbir hak tanımadan görevden atabilmesine izin vermektir.

EVET demek, devletin herhangi bir sivil toplum örgütünü, sendikayı ya da bir vakfı kapatmasına rıza göstermektir.

EVET demek, devletin seçilmiş bir belediye başkanını görevden almasını ve yerine kayyum atamasını itiraz etmeden kabul etmektir.

EVET demek, özgürce örgütlenmenin, toplantı ve gösteri yapmanın, topluca hak aramanın yasaklandığı bir düzenin kurulmasına muvafakat etmektir.

EVET demek, devletin hiçbir neden göstermeden istediği gazeteye el koymasına,  gazetecileri işten attırmasına ya da tutuklatmasına rıza göstermektir.

EVET demek, vatandaşın doğru haber alma hakkını tanımamak ve devletin haber organları dışında başka organlara yer vermeyen bir yayın düzenini kabul etmek demektir.  

EVET demek, muktedirin itibar ve güç kazanması ve dünya ölçeğinde büyük bir lider olması için savaş açmasına ve başka ülkeleri istila etmesine rıza göstermektir.

EVET demek, muktedirin daha çok güçlenmesi için ülkede şoven milliyetçiliğin ve ırkçılığın yükselerek yaygınlaşmasını ve iç barışın ebediyen son bulmasını kabul etmek demektir. 

EVET demek, Türkiye toplumunu içine kapanmaya, durgunluğa ve geriliğe mahkûm etmek, tarihin gidişini tersine çevirmek demektir.

X   X

 Referandumda hayır demek, nasıl bir sonuç doğurur?

HAYIR demek, tek adam yönetimine son verecek ve 'Reis'in anayasa sınırları içinde kalmasını zorunlu  hale getirecek bir ilk adımdır. Artık 'Reis'in anayasa dışı tasarruflarda bulunması mümkün olmayacak. 

HAYIR demek, siyasi partilerin seçim taahhütlerine uyarak süratle bir araya gelmelerini ve toplumun tümü tarafından benimsenecek yeni bir anayasa yapmamalarını zorunlu kılacak.

HAYIR demek, yavaş da olsa, bugüne kadar olduğu gibi demokratikleşme sürecinin kesintiye uğramadan devam etmesini ve yeni anayasa ile hız kazanmasını sağlamak demektir. 

HAYIR demekle, yetersiz de olsa, erkler ayrılığı devam edecek ve bu ayırımın yeni anayasada evrensel boyutlara ulaşması için yapılacak çalışmaların önü açılacak. Oysa EVET çıkarsa erklerin birliği ebediyen devam eder.    

HAYIR demekle, Meclis'in gensoru vermek, soruşturma açmak, sözlü soru önergesiyle hükümetin icraatını eleştirmek vb. denetleme yetkileri devam edecek ve yeni anayasada bu yetkilerin genişletilerek daha etkin hale gelmesine fırsat yaratacak.

HAYIR demekle, bütün partilerin katılımı ile yapılacak yeni anayasada demokratik hak ve özgürlükleri genişletmek ve sağlam güvencelere bağlamak mümkün olacak.

HAYIR demekle yeni anayasada örgütlenme, toplu hak arama, toplantı ve gösteri özgürlüğü geliştirilerek anayasal güvencelere bağlanması mümkün olacak. 

HAYIR demek, iki partinin değil, ulusun tümünü temsil eden partilerin hazırlayacağı ortak bir anayasa ile basın özgürlüğü, basın çalışanlarının ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuksal haklarının güvenceye bağlanacağını sağlamak demektir.

HAYIR demek, hiçbir koşulda mülkiyet hakkına dokunulmayacağı ve bu hakkın anayasal güvence altına alınacağını sağlamak demektir.

HAYIR demek, seçimle işbaşına gelen kurumların tasfiye edilmesi ve başkanlıklarına kayyum atanması tasarruflarına son verecek ve bu tür eylemlerin suç sayılmasını sağlayacak anayasal güvenceler getirmek demektir. 

HAYIR demek, ırkçılık, şoven milliyetçilik, bölücülük ve şeytanlaştırma siyasetine son vermek ve Türkiye’de eşit haklı vatandaşlığa dayalı demokratik bir düzen kurmanın önü açmak demektir.

HAYIR demek, tek adam yönetiminin son bulması bağlamında iç barışı kurmak ve dışa yönelik saldırgan politikalara son vermek demektir. 

HAYIR demek toplumsal gelişmenin önü açmak, ileri bir demokrasiyi kurmak ve Türkiye’nin beklediği ekonomik, sosyal ve kültürel büyük atılımı gerçekleştirmek demektir. 

 SONUÇ:  "EVET ya da HAYIR fark etmez’"demek büyük bir yanılgıdır.  Çünkü EVET, toplumu geriliğe ve durgunluğa mahkûm eden bir seçim; HAYIR ise Türkiye’nin yıllardır beklediği demokratik bir anayasanın yapılmasını ve toplumun gelişip ilerlemesini sağlayacak tarihsel bir tercihtir.

09 Şubat 2017 00:00



10 Şubat 2017 Cuma

Ali Garip: Yüksek Ali


(Fotoḡraf: Solda,  Suriye Komünist Partisi, yanında Faiz Cebiroḡlu, yanında, Çin / Uyguristan Komünist Partisi, yanında, Kıvılcım / Sosyalist Vatan Partisi, yanında Ali Garip ve en sonda PKK’li Fadıl)


Faiz Cebiroḡlu

(I)
8 Şubat 2017’de, Samet Erdoḡdu, facebook sayfasında yazdı ”Abdullah Dereli yani Ali Garip, demens hastalıḡına yakalanmış” diye. Geçmiş olsun diyorum. Ali Garip, benim de, Suriye’den arkadaşımdı. Çok sevdiḡim arkadaşımdı. Hem Beyrut kuşatmasında, hem de Suriye, Parlemento kafeterya’dan arkadaşımdır. Emsali az bulunur bir devrimcidir.

Suriye parlemento kahvesinde tanıştık; ”Feyyaz, benim Arapça konuşma dilim güzel, bir bildiri var, bunu Arapça yazı diline çevirebilir misin?” diye sordu. Ben de olur dedim. Bana, ”Parasını da veririm” dedi. Ben de. Tamam olur. Dedim.

Bildiri: İsrail işgaline karşı ve Filistinlilerden yana idi. Arapça yazı dili 20 dakika geçmeden, bitirdim. Bana, ”Yoldaş, bu kadar para var, hediyem olsun..” dedi.
Aynı parayı, cebine koydum. Bana baktı ve baktı…”Benim adım, Abdullah Dereli ama şu anki adım: Ali Garip’tir” dedi.

Ben de, takma adın ve soyadın, Arabidir, Arapçadır, dedim. Ali, yüksek oluyor, garip te yabancı, ecnebi oluyor…

“Fevzi ya da Feyyaz, Suriye’de yaşıyorum. Hatay / Reyhanlı’yım. Takma adım Ali olsun. Alevileri de seviyorum…” dedi.

Ali Garip ile yani Abdullah Dereli ile tanışmam böyle oldu.
(II)

Suriye’de, Arapça yazı kursu vardı. Ben de katılayım, dedim. Baktım ki, Ali Garip’te orda.
Hemen yanıma geldi: ”Feyyaz, bu Arapça yazı dilini öḡrenmem gerekiyor. Arapça bildiriler var da, sana sürekli danışamam…” dedi.

Ben de, sizleri burada görmek, beni çok sevindirdi. Her zaman danışalım ve konuşalım, dedim.
Arapça dil kursuna devam etti… Bir gün baktım ki, Ali Garip yok. Parlemento kafetaryasına gittim. Yok. Arkadaşlara sordum. Bilgileri yok…

Ben kursu bitirdim. Askerliḡim eksikti. Lübnan’da ”askerlik” yapayım dedim. Lübnan’da Türkiyeli devrimcilerin olduḡu kampa gönderdiler.

Kampa ulaşır, ulaşmaz: Ali Garip oradaydı. Sene 1982!
Bir baktı, ”Feyyaz!!! Burada!” Baḡırdı.

Bana: ”Yahu Feyyaz, sen Behice Boran partisinden yani Türkiye İşçi Partili deḡil  misin? Burada ne işin var?” diye mizahi olarak sordu.

Ben de, “askerliḡimi burada yapayım diye, geldim!”
O’da güldü…

(III)

1983’te Şam’da gene bir araya geldik. Parlemento kafeteryası.

Ben de Ali yoldaşa, yarın bir orman gezintisi yapalım. Komünist partililer de yer alacak dedim.
Ali’de, ”Olur, ben de varım” dedi.

Saat 12.00 sularında buluştuk: Suriye otobüsü önünde: Gelenler: Suriye Komunist Partisi üyesi, Faiz Cebiroglu (Türkiye İşçi Partisi), Çin, Uyguristan Komünist Partisi, Sosyalist Vatan Partisi, Ali Galip, TKEP ve en son Fadıl PKK…)

Ormana gittik. Suriye rakısı var. İçtik. Faiz ya da Ali Garip deyişi ile Feyyaz baḡlama çaldı. Ali Garip eşlik ediyor: ”Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz..” diye.

(…..)

Başka anılar da var. Bunları daha sonra yazarım.

Gözyaşlarım var. Ben de aḡlıyorum.

Güzelim Ali Garip. Güzelim Abdullah Dereli, Seni seviyorum be!!!





4 Şubat 2017 Cumartesi

Başınıza Çalın






Ozan Abidin

Başınıza çalın,yardım,kömürü
Dilenci yerine koydunuz, yeter.
İstihdam sağlayın,çalışsın herkes
Nice sözler verip,caydınız yeter!

Muhalif sürünsün,yandaşın gülsün
Tarafsızlık buysa,elleri kalsın.
Aydınlık yarınlar, hele bir gelsin
Bizi yıllardır yok saydınız, yeter!

Abidin’im sazım,sözüm isyanda
Yolsuzluk,yoksulluk,yasak her yanda.
Cellatların çıkmaz,elleri kanda
Nice masum cana kıydınız, yeter!


2 Şubat 2017 Perşembe

SURİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI...




Sputnik, Rusya'nın hazırladığı Suriye anayasası taslağının tam metnine ulaştı. 'Suriye Cumhuriyeti Anayasası' başlıklı taslak, 85 maddeden oluşuyor.
SURİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI
Yüzyıllar süren devlet geleneği üzerine kurulan, geçmiş, mevcut ve gelecek nesiller önündeki sorumlulukla hareket eden, özgürlük ve adaleti sağlama kararımızda iradeli olan ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü'ne, Arap Birliği Tüzüğü'ne, İslam İşbirliği Teşkilatı Tüzüğü'ne, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne ve Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlığa Mensup Kişilerin Haklarına Dair Bildiri'ye bağlılığımızı teyit eden bizler, Suriye Halkı olarak, aşağıdakileri yapma niyetimizi resmi olarak beyan ederiz:
devletin güvenliğini, bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü temin etmek;
diğer halklarla barış ve dostluk içinde yaşamak; başarılı bir sivil toplum kurmak;
halkın iradesiyle belirtildiği biçimde hukukun üstünlüğü tarafından yönetilen hukuki, demokratik bir devlet inşa etmek;
adil bir ekonomik ve sosyal düzene uygun olarak herkes için makul bir yaşam standardı temin etmek.
Yukarıda belirtilen yüksek niyet çerçevesinde bu Anayasayı ülke genelindeki referandumla kabul ederiz.
BÖLÜM 1: TEMEL İLKELER
Madde 1:
1. Suriye Cumhuriyeti; halkın halk için ve halk tarafından yönetilmesi, hukukun üstünlüğü, herkesin kanun önünde eşit olması, sosyal dayanışma, hak ve özgürlüklere saygı, tüm vatandaşların farklılık ve ayrıcalık gözetmeksizin hak ve yükümlülüklerinin eşit olması ilkelerine dayanan egemen bağımsız bir devlettir. Suriye Cumhuriyeti ve Suriye isimleri eşdeğerdedir.
2. Suriye, ulusun birliğine dayanır ve tüm vatandaşları için ortak ve bölünmez bir vatandır. Suriye’nin ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak, devletin ve tüm vatandaşların görevidir.
3. Anayasa, ulusal birliği geliştiren ulusal bir miras olarak, Suriye toplumundaki kültürel çeşitliliğin korunmasını garanti eder.
Madde 2:
1. Suriye devletinin yönetim biçimi cumhuriyettir.
2. Hakimiyetin tek kaynağı çok kültürlü ve çok inançlı Suriye halkıdır. Halk egemenlik hakkını kendi geleceğini özgürce ve bağımsız olarak belirlemek için kullanır. Suriye halkı, egemenliğini, Anayasa’nın esaslarına göre, referandum ve evrensel, eşit, tek dereceli, özgür, gizli, kişisel oy ile seçilmiş temsilcileri aracılığıyla doğrudan kullanır. 
3. Halk tarafından seçilmiş yetkili temsilciler haricinde hiç kimse halkı temsil etme, halk adına konuşma ve açıklamada bulunma hakkına sahip değildir.
4. Suriye halkının hiçbir kesimi, hiçbir sosyal grup veya örgüt, hiçbir kişi hakimiyeti gasp edemez. Hakimiyetin gaspı en ciddi suçtur.
5. Hiçbir kişi aynı anda Halk Meclisi üyesi, Kurucu Meclis üyesi, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Bakan veya Anayasa Mahkemesi üyesi olamaz.
6. Suriye vatandaşlığı yanında başka bir ülkenin vatandaşı da olanlar Halk Meclisi üyesi, Kurucu Meclis üyesi, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Bakan veya Anayasa Mahkemesi üyesi olamaz.
7.  Hakimiyet barışçıl yolla, Anayasa ve kanun tarafından belirlenen demokratik süreci takip ederek devredilir.
© SPUTNİK/
Suriye Anayasası 2. sayfa
Madde 3:
Devlet tüm dinlere ve dini kuruluşlara saygı gösterir ve kamu düzenine zarar vermedikçe tüm dini törenlerin yapılma özgürlüğünü güvence altına alır. Dini kuruluşlar kanun önünde eşittir.
Madde 4:
1. Devletin resmi dili Arapçadır. Resmi dilin kullanılış biçimi kanunla düzenlenir.
2. Kürt kültürel otonomisinin yönetim kurumları ile örgütlenmeleri Arapça ve Kürtçeyi eşit şekilde kullanır.
3. Suriye vatandaşlarına çocuklarını anadillerinde eğitme hakkı, devlete bağlı okullarda ve eğitim standartlarını karşılayan özel okullarda garanti edilir.
4. Her bölge; kanunla düzenlenmiş resmi dile ilaveten, başka bir çoğunluk dilini yerel referandumla kabul edilmesi şartıyla kullanma hakkına sahiptir.
Madde 5:
1. Devletin politik sistemi, politik çoğulculuğa ve yetkinin demokratik bir şekilde gizli oylama yoluyla kullanımına dayanır.
2. Politik partiler anayasal düzene, demokratik ilkelere, ulusal egemenliğe ve devletin toprak bütünlüğüne riayet ederler.
3. Politik partilerin kurulmasına ilişkin hüküm ve prosedürler kanunla düzenlenir.
4. Devlet daireleri veya hazinesi; politik, seçim veya parti çıkarları sebebiyle suistimal edilemez.
Madde 6:
1. Suriye'de ideolojik çeşitlilik tanınır. Hiçbir ideoloji, devlet ideolojisi olarak ilan edilmez veya zorunlu tutulmaz. Halk kuruluşları kanun önünde eşittir.
2. Devlet güvenliği temin eder ve ulusal ve dinsel azınlıkların hak ve özgürlüklerini korur.
3. Amaç ve faaliyetleri anayasal düzenin temellerini zorla değiştirmek, devletin bütünlüğünü çiğnemek ve onun güvenliğine zarar vermek, terörizme bulaşmak, silahlı birimler oluşturmak ve dinsel, sosyal, ırksal, ulusal ve kabilesel ihtilafları kışkırtmak olan ve mezhep, bölge, sınıf, meslek, cins ve ırk farkı gözeten politik parti ve diğer halk kuruluşlarının kurulmasına ve faaliyet göstermesine izin verilmez. Bu tür örgütlenmeler Suriye'deki sosyal ve politik sistemin parçası olamazlar.
4. Suriye terörizmin tüm biçimlerini kınar ve terörist tehditlere karşı topraklarını ve halkını korur.
 (…..)

Metnin devamı aşaḡıdaki linktedir:




26 Ocak 2017 Perşembe

Yeni ve katılımcı Suriye...



Faiz Cebiroḡlu
faizce@hotmail.com

 Yeni bir Suriye inşa ediliyor: Farklı renklerden oluşan katılımcı ve zengin bir Suriye.

Kazakistan’ın başkentinde yapılan görüşmeler ve ”Yeni bir Suriye için kaleme alınan Anayasa Taslaḡı”, bunun bir göstergesi oluyor.

Renkli ve zengin bir Suriye inşa ediliyor: Orta-doḡu’nun ortasında, bölgelerdeki tüm ülkelere model  olacak bir Suriye: Katılımcı Suriye Cumhuriyeti!

Suriye’ye dayatılan yıkım, tutmadı. Tutmaz. ”Suriye krizi” başladıḡında, tüm yazılarımda şunu yazmaya çalışmıştım ve yazdım da. (Tüm yazılar arşivimdedir). Yazdılarımın özeti mi, şudur: 

”Suriye diz çökmez! Suriye, katılımcı demokraside, Suriyedir.”

Suriye ve halkı budur.

Kazakistan /  Astana görüşmelerinde hazırlanan, ”Taslak Anayasa’nın başlıkları da şudur:

“- Suriye Arap Cumhuriyeti: Suriye Cumhuriyeti oluyor.

- Kürtlere otonomi .

- Cumhurbaşkanın görev süresi 7 yıllık ve tek dönem olacaktır.

- Laik Suriye.

- Başkanın 'müslüman olma' zorunluluğu yoktur.

- Her idari bölge, resmi dilin dışında, başta Kürdçe olmak üzere, kendi belirlediği dili kullanabilecektir.”


Bunları taslaktan önce yazdım ve dillendirdim.

Haklı çıkmak yerine, ”kafası karışık” insanları da uyardım.

Karşı çıkanlara bakıyorum, Hataylı ”Türkleşmiş Araplardır!”

İhanet, ne yazık ki,  içten ve kimlik red-edişinden doḡuyor. Çıkıyor.

Parentez açıyorum. İsmini hatırlamadıḡım, biri, İskenderun’da mukim bir herif, bana, Perincek’i anlatıyor. Anlaşılan bu herif, dünyaya geç gelmiştir.

Parentezi kapatıp, devam ediyorum.

Suriye’ye dair yazdıklarım, doḡru çıktı. Doḡrular, doḡruda yürümekle kanıtlanıyormuş.

Güzel.

Güzelin güzeli: Doḡruda durmakla yetinilmez; son nefese kadar  ve doḡruda yürümekle yükümlü olmak gerekiyor. 

Kanıtlarımız mı, işte Suriye ve işte Rojevadır.

Bu küçük notumu yazmak istedim. Yeni inşa edilecek,  katılımcı Suriye Cumhuriyeti’nden, tekrar,  haberdar etmek istedim.


18 Ocak 2017 Çarşamba

ASTANA TOPLANTISINA DOĞRU...





Mihrac Ural

Halep Zaferi'nden sonra herkesi bir telaş sardı. Suriye'de siyasal bir barış için toplantılar, önermeler ardı arkası kesilmedi. Halep Zaferi ülke içinde kahraman Suriye Ordusu'nu tüm insanlık için teröre karşı savaşan en önemli güç haline getirdi. Suriye sorununun temel dayanak noktası da budur.
Her kim ki terörü sorun olarak görüyor ve gerçekçi bir mücadele yürütmek istiyorsa Suriye ordusuna dayanmak zorundadır; Suriye ordusu aynı zamanda Mukaveme Suriyyi ve tüm vatansever direniş örgütlerinin toplamıdır. Ancak bu süreçte dostların önemli katkıları bulunmakta ve bu katkı öylesine stratejik ki Ruslar'ın İranlılar'ın da çözüm konusunda terörle mücadele taktikleri konusunda söyleyecek sözleri olduğu açıktır.

Astana Rus çabasının ürünüdür. Ruslar kendi açılarından, olayları çok boyutlu germektedirler. Bunlar içinde terörün baş sorumlusu destekçisi kışkırtıcısı, üreticisi, 930 km sınırı açık hale getiren ele kanlı diktatörün yönetimindeki Türkiye'nin tarafsızlaştırılması yada derin stratejiler içine çekilmesi gibi adımların olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Ruslar teröre karşı en kapsamlı savaşı yürüten dosttur ama aynı zamanda Katar gazının Avrupa'ya girişini engellemek için de Türkiye üzerine binlerce plana, programa sahiptir. Bu da Suriye dostluğunun teröre karşı mücadelenin yan getirisi olarak kazanç hanesine yazılması normaldir. İran içinde bölge üzerinde yükselen etkinliğinin ayaklarının Suriye'de yere basması bu algıyla anlaşılabilir bir şeydir.
Suriye, Halep zaferinden sonra ülke ölçeğinde savaşın psikolojik üstünlüğünü tamamen ele geçirmiştir. Tedmur'un düşmesi, zorlu hale gelen Der el Zor sorununa rağmen Halep zaferinin yarattığı ve terörün belini kıran görkemi gölgelenmemiştir.

Astana'ya giderken hala tartışmalı olan Kürd temsilciliğinin katılım olayı kayda değer derin anlamlar taşımaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse, Kürdler olmadan ne bölge barışı ne de Suriye'de sorunlar çözülür. Suriye Kürdleriyle güçlüdür tersi de aynen öyledir. Ancak tarihinin en önemli ve en güçlü dönemini yaşayan Kürd halkına karşı bölgenin derin ırkçı milliyetçi yaklaşımlarıyla gösterilen öteleme faturası büyük hatalara kadar uzanabileceği uyarısı yapmayı kendi halkım adına Suriye anavatanım adına ve insanlık adına dile gelmesi gereken bir mesaj olmalıdır derim.

Her şeye rağmen Suriye tarihi, Kürdlerle en iyi sonuçların üretilebilme şansına sahip bir tarihtir. Kansızdır, karşılıklı diyalogdur, en kanlı çatışma bile diğerlerine nazaran kayda değer bir yeri işgal edemez. Bu açıdan Suriye'ye ilişkin her alanda ve zamanda Kürd unsurunu da ortak etmek, gelecek için barış ve demokrasi için çok büyük öneme sahiptir. Bunun önünde duran eli kanlı faşist diktatör RTE'nin hükümranlığı altındaki Türkiye engellerin başında gelmektedir. Buna ABD desteğini eklediğimizde esasında bölgede var olan saflaşmanın da temel donelerini belirlemiş oluruz. Ancak Kürd gerçeğini ve haklarını yer yüzündeki hiçbir gücün engelleyemeyeceği de açık bir gerçektir. " Tüm hesaplar Kürdlerden dönecektir" demek ise abartılı olmayacaktır .

Astana konferansına gelince, MİT çabasıyla eli kanlı faşist diktatörün ısrarıyla bu uluslar arası toplantıya sokuşturulmak istenen terör şebekeleri esasında bulundukları alanlarda denetim sağlama gücünde olmayan birbirini öldürmekle pay almak, alan paylaşmakla meşgul güruhlardan oluşmaktadır. Suriye'deki terörle savaşla ilgili olarak Rus etkisi altına giren faşist diktatörlük ülkesi Türkiye'nin MİT müsteşarı katil Hakan Fidan diliyle terör şebekelerine verilen sözler " Suriye konusunda sonuna kadar sizinleyiz hiç değişmedik " mesajları bir aczin bir yetmezliğin ifadesi olarak basına yansıyıp duruyor. Çünkü boynuz hızla kulağı geçiyor, terör şebekeleri öz kaynaklarına dayanıp akıl almaz vahşetlerinde ısrarlı olmaya çalışırken MİT müsteşarının bir hamle daha kazanma adına söylediği her şeyin bir yalan ve sonuçsuz bir çaba olduğu görülüyor.
Bu süreçte kaybeden taraf terör şebekeleri kadar onların "eğit-donat"çıları mali ve askeri ve istihbarat destekçileridir. ABD başta olmak üzere, İngilizler, Almanlar, Fransızlar ve diğerleri gibi Suudi,haliç prenslikleri, Türkiye ve Katar hem siyasi açıdan yere serilmiş iflas etmiştir hem de askeri olarak hezimet içinde olmuştur. Astana toplantısı bu tablonun hazmı mümkün olmayan verileriyle bir araya gelmektedir.

Kendi adıma bu toplantıdan da bir şey çıkmayacaktır diyorum ama bu toplantı önemlidir. Çünkü yeni dengelerin tablosunu ihtiva etmekte ve bir araya gelmenin bilgi ve hamleler konusunda masajlarını algılama gereği bulunmaktadır. Zaten baştan itibaren yazıp duruyorum her barış toplantısı bir umuttur ne kadar zorlu olsa da terk edilmemelidir. Zira barış, ölüm kültürüne karşı yaşam kültürünü savunma ilkesi ve algısıdır. Teröre karşı mücadele de burada anlam bulur. Bunun için sonuna kadar barışı inşa mücadelesi vereceğiz bunun için kimi tavizler olsa da geri durmayacağız. Güçlü olan biziz, saha bizim ilkeler bizim terörü bu sahada da hezimete uğratacağız.
Terör elbette bitmez. Kirli ve abes iştigallerle kendi dar çıkarları için çırpınan güçler var oldukça, terör onların eli ayağı yaşamsal taktiği olarak kalacaktır. Ezilen halklar da buna karşı her zaman mücadele edecektir. Suriye açısından ise bu tarihsel bir jeo-stratejik kaderdir. Suriye'yi direnişin anayurdu yapan da tam anlamıyla bu durumdur; Roma istilalarına karşı imparatoriçe Zenubiya, Haçlılara karşı Salahiddin Eyyübi, Osmanlı'ya karşı Şam Merci ve Beyrut sahalarında asılan Arap siyasal önderler, Fransız mandasına karşı Antakya'da Zeki el Arsuzi, babam Zeki el Kasım, M.Ali Zerka önderliğindeki Uruba hareketi Suriye'de Şeyh Salih el Ali, İbrahim Hanano, Sultan Başa el Atraş, Yusuf el Azım ve 20.yy ikinci yarısından itibaren Hafız Esad önderliğinde siyonist emperyalist planlara karşı direniş bu tarihi tanımlar. Bu gün ise Beşşar el Esad önderliği bu gerçeği ifade eder. Bu tarihin her kesitinde sonuç Suriye halkının zaferiyle noktalanmıştır: bu günde tekrar edecek tarihi gerçek bu olacaktır.

Bu karanlık tünelden çıkarken teröre karşı kendimizi ve gelecek kuşaklarımızı zırhlandıracak yönelimler içinde olacağımız ise kesindir. Uzun erimli sonu gelmez bir savaş olsa da bu topraklarda sadece halkımızın hükmü ve kararı geçecektir. Kim kime nasıl dayanırsa dayansın bir işgalci yayılmacı güç olarak hezimete uğrayacaktır.

Astana konferansı bu görkemli tarihin yeni bir ifadesi olacak, hiç kimse heveslenip bir sonuç alacağını sanmasın. Terör uzun zamana yayılan bir mücadeleyi gerektirir. Astana'dan çıkacağız bir başka konferansa gideceğiz ama sonuçta Suriye toprağı yerli halkının bilek gücüyle kendi kararıyla sonuca gidecek ve kendi egemenliğiyle kendi sorunlarına çözüm cevapları verecektir.

ASTANA'YA KONFERANSIYLA İLGİLİ TİVİT LERİM

12- Suriye Kürdleriyle güçlüdür tersi de aynıdır. Astana'da Kürdler Suriye'yle omuz omuza temsil edilecek ve terörü hezimete uğratacaktır.
11- Astana'da MİT'in diktatör RTE'ye sunmak istediği teröristlerin tek işlevi Suriye'de Kürd halkının katli ve haklarının yok edilmesidir.
10- Astana Suriye'ye çözüm getiremez ama terör destekçilerinin bu mevzide de ezilişini, hezimetini sağlar.Sonuç Suriye ordusunun elindedir.
9-Astana'da birleşmiş bir terör güruhu sunma çabası MİT müsteşarını ve diktatör RTE'nin gücünü çok aşar bu terörü koruyanların çaresizliğidir.
8- Astana'ya diktatör Erdoğan'ın boğulacağı yeni bir mevzidir. Ruslar ne yaptığını çok iyi biliyor, terör ve destekçileri burada da ezilecektir.
7- Ülkemizi yıllardır yanlış Suriye politikasıyla karanlıklara süren anayasayla da çağ dışına iten soytarı diktatör RTE son hamlelerindedir.
6- Rusya'nın yenide düzenlemeye çalıştığı oyun masasının kurallarını sadece Suriye ordusu ve halkı sonuca bağlayacaktır. Bu olmadan olmaz.
5- Astana'ya gitmek zorunda kalan kimi terör şebekelerinin hezimetini MİT müsteşarı Hakan Fidan'ın gönül alması değiştirmeyecektir.
4- Hakan Fidan'ın terör şebekelerine verdiği güvence bölgede terörün kimler tarafından sahiplenildiğini göstermeye yeter; bu onursuzluktur.
3- MİT müsteşarı Diktatör RTE'nin kuklası olarak Suriyeli terör şebekelerine verdiği güvence, Suriye konusunda tavırlarının değişmediğidir.
2- Astana toplantısına giderken "takke düştü kel göründü" MİT'in Hakan Fidan'ı Suriyeli terör şebekeleriyle toplanıp onlara güvence verdi.
1-Bölgemizde teröre karşı gerçek anlamda en kararlı savaşı kahraman Suriye ordusu Mukaveme Suriyyi ve vatansever güçler veriyor gerisi yalan...